ÇEVRECİLİK ANLAYIŞI
Çevreyi; canlı cansız varlıkların bir arada yaşadıkları, birbirlerini etkiledikleri ve birbirlerinden etkilendikleri ortam olarak tanımlayabiliriz.
Dünya nüfusuna yaklaşık olarak her gün 250 bin, her yıl 93 milyon insanın katıldığı, yapılan araştırmalarda belirtilmektedir. Bu durumda hızla artan dünya nüfusunun doğal kaynakları ne kadar etkilediği ve bu kaynaklar üzerinde ne kadar büyük baskı oluşturduğunu tahmin etmek pek zor değil.
Hava, su, toprak ve gürültü kirlilikleri ile ilk kez nüfusu hızla artan ve nüfusun yoğun olduğu kentlerde ve endüstri merkezlerinde karşılaşılmış ve bu kirliliklerin hızla dünyaya yayılmaları, çevrenin kirlenmesine ve bozulmasına sebep olmuştur.
Bazı kişi ve kuruluşlar tarafından ülkemiz başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde sırf kendi istek ve emellerine ulaşmak için çevrecilik katliamı yapılmaktadır. Fabrika atıkları ile sular zehirlenmekte, ormanlar kesilerek yerlerine beton yığını binalar dikilmekte ve çarpık kentleşme ile plansız ve estetik olmayan yapılanma; bütün insanlığı huzursuz etmektedir. Buna dur demenin zamanı ise çoktan geçmiş bulunmaktadır. “Zararın neresinden dönülürse kardır.” Düşüncesi ile biran önce mücadele etmeliyiz. Çevremize baktığımız zaman işimizin çok zor ve çetin olduğunu göreceğiz. Fakat hiçbir zorluk bizi çevrecilik bilincinden alıkoyamayacaktır.
Gelecek kuşakların temiz hava soluyabilmeleri, sağlıklı ve temiz su içebilmeleri, kırlarda çocuklarımızın rahat oynayabilmeleri, topraklardan bol ve bereketli ürün alınabilmesi için bireylerin, tek tek ve örgütlü bir şekilde sorumluluklarını bilmeleri ve ona göre davranmaları gerekmektedir. Bu anlayışı kazandırmak ise ancak eğitimle sağlanabilir. Bu konuda öğretmenlere belediyelere ve vatandaşlara çok büyük sorumluluklar ve görevler düşmektedir.
Çevrecilik; temel insan haklarına eşitlik ve adalet ilkelerine saygılı olmayı beraberinde taşıyan geniş bir kavramdır. Yani çevreci; haksızlıkla, ahlaksızlıkla, yoksullukla, yolsuzlukla mücadele etmeyi kendine ilke edinmesi gerekir. Çevrecilik; hayatımızı komple içine alan bir düşünce sistemidir. Anayasamızın 56. Maddesinde "Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşın ödevidir" denilmektedir. Bu doğrultuda çevrenin korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesi milli bir görev kabul edilmelidir.
Geçmişimize baktığımız zaman en güzel yerlerin camiler ve çevreleri olduğu, çiçekli bahçelerin içinde görkemli minarelerin semaya ser çektiğini görmekteyiz. Yine hamamların, kervansarayların hastanelerin sanat değeri taşıyan motiflerle süslenmesi, bahçelerinin ve çevrelerinin güzelliği görenleri kendine hayran bırakmakta, adeta insanın ruhunu okşamaktadır. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yurdun çeşitli yerlerinde milli parklar ve orman çiftliklerinin kurulması çevreciliğe verilen önemin bir göstergesidir. M. Kemal Atatürk’ ün kurdurduğu Atatürk Orman Çitliği bunlardan sadece bir tanesidir. Yine Atatürk’ ün talimatıyla şehir planlamasına, caddelerin ve sokakların geniş ve düzgün olmasına dikkat edilmesi hususunda çok titiz olduğunu birçok konuşmalarında dile getirdiği malumdur. Çevrecilik konusunda ecdadımız kendi üzerlerine düşeni fazlasıyla yaptığını görüyoruz. Çünkü ecdadımız: “Güzel gören güzel düşünür.” Düsturu ile çevreciliği kendilerine ilke edinmişlerdir.
Asıl olan bundan sonra bizim neler yapacak olmamızdır. Hala oturduğumuz park ve bahçelerde yediğimiz çekirdekleri yerlere saçıyorsak, içilen sigara izmaritlerini sokaklara rast gele atıyorsak, bindiğimiz Mercedes Marka otomobilin camından bira kutularını caddelere fırlatıyorsak ve daha vahim olarak; hastanelerin salonlarında sigara dumanlıyorsak temizlikten ve çevrecilikten bahsetmenin bir mantığının olmadığı apaçık ortadadır.
Yüce dinimizde temizlik üç kısımda ele alınmış olup: iç temizliği, beden temizliği ve çevre temizliği olarak sınıflandırılmıştır. Bunlardan en önemlisi çevre temizliğidir. Çünkü beden ve ruh temizliği insanın şahsi hayatı ile ilgilidir. (Tabi fertler çevrenin birer elemanı olduğundan asıl temizlik kişilerden başlamalıdır. Konumuz çevre temizliği olduğu için beden ve ruh temizliğini bir başka yazımda ele almak istiyorum.) Oysaki çevre temizliği bir bütün olarak toplumu ilgilendirmektedir. Evlerin planlı ve güzel olması, huzurlu ve kullanılmaya elverişli olması, parkların, bahçelerin çarşı ve pazarların temiz ve bakımlı olması inancımızla eş değer kabul edilmiştir. Yolların, köprülerin yapılması, çeşme ve şadırvanların insanlığın hizmetine sunulan bütün eserlerin dinimizde apayrı bir yeri vardır. Bunlar sadaka-i cariye (sürekle sevap kazandıran eserler) olarak kabul edilmektedir. Hatta yoldan çalı ve taşları temizleyerek insanların geçişini rahatlatmanın çok büyük sevap olduğu Yüce Peygamberimizin birçok hadisinde zikredilmektedir. “Dünya ahretin tarlası” olduğu düşüncesi ile inanan insanlar çevresini mamur etmek için adeta hizmet yarışına girmişlerdir. Camilerin, çeşmelerin, han, mektep ve medreselerin kitabelerinde isimleri yazılı nice fedakar insanların isimlerini okumaktayız.
Peygamber Efendimiz ordularını sefere gönderirken onlara sıkı sıkı tembihte bulunarak: “Ağaçlara, ekinlere zarar vermemeği; yaşlılara, çocuklara, kadınlara dokunmamayı; din adamlarına, mabetlere dokunmamayı, ağaçların altlarını kirletmemeği…” emir buyurmuşlardır. Fatih Sultan Mehmet; sadece çevre sağlığı ve temizliği için maaşla çalıştırdığı görevlilere sokakları dolaştırarak; tükürük, balgam ve mikrop saçacak nesnelerin üzerine kireç ve kül döktürdüğünü biliyoruz. Yine Fatih Sultan Mehmet zamanında ormanların koruma altına alındığı, “ormanlardan bir ağaç kesenin kellesini keserim.” Sözleri ile bu konudaki hassasiyetini ortaya koyduğu tarihi vesikalardan anlaşılmaktadır.
Suyu kirletmenin ve aşırı su tüketmenin israf olduğunu; israfın ise haram olduğunu yüce dinimiz emir buyurmaktadır. Bir ayette mealen: “Yiyin, için fakat israf etmeyin. Zira israf edenleri Allah sevmez.” Buyrulmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s) Efendimiz:“Temizlik imanın yarısıdır.” ve "Allah güzeldir ve güzeli sever, cömerttir ve cömerdi sever, kerimdir ve kerimi sever, temizdir ve temizi sever.” Şeklinde buyurmuştur. Yine Yüce Peygamberimiz (s.a.s): “Müslümanlık temizdir, kirsizdir. Siz de temiz olun, temizlenin, Zira cennete temizler girer. “ şeklinde buyurmuştur.
Hep birlikte sevgiye dayalı, çevreye saygılı bir geleceğe merhaba diyelim. Hayatımız mutlu ve geleceğimiz umutlu olması dileği ile siz değerli çevreci gençlerimize bu ulvi davanızda başarılar diliyor; selam ve sevgilerimi gönderiyorum.
Yüzünüzden tebessüm, gönlünüzden huzur ve neşe eksik olmasın…
03.06.2008
|